Posted on Çarşamba 1 Ekim 2008
Bugün bayramın benim için ilk günü. 5 günlük çalışmanın ardından 5 gün tatil. “Ohhh Kebap” mı? Pek değil. Hastalık böyle günlerde bulurmuş insanı. Yoğun çalışma temposunu bitirip paydos dediğinde kapıyı ilk çalan mikroplar olurmuş. Sağolsun bizim kapı bu anlamda yol geçen hanı. Gribi, kapıda şekerle karşıladık. Hoş geldi safa geldi.
Neyse mevzu o değil. Mevzu Mayıs 2007′den beri bu tuşlara hiç basmayışım. Adice işten atıldığımdan bu yana elim gitmedi klavyeye. Yani kendi hesabıma. Haber yapmak için, hayatımı kazanmak için hariç. İçimi dökemememin üzerinden 1.5 yıla yakın zaman geçti.
Neler oldu peki? Performans düşüklüğü görünümlü, sendikal faaliyet gerekçeli işten atıldıktan sonra 2 ay boş dolaştım. Yüzdüm, yürüdüm. Sonrasında Fox’a haber müdürü, bu yılın başında da Show’a İstanbul Haber Editörü oldum. Hummalı çalışmaya kaldığım yerden devam ettim yani.
Başka ne oldu? Oğlum büyüyor hem de olanca neşesiyle. İki yaşını geçti. Çocuk oldu yani. Hemen yanımda çekmecelerin içini keşfetmekle meşgul. Karım benim hep yanımda. Hayat malum bir nevi test. Şıklardan hangisini seçeceğin, yanyana kiminle ders çalıştığınla çok alakalı. Bir dirsek mesafesinde silgisini hep paylaşan karım oldu. Doğruyu ararken çok ders çalıştık. Hem de saatlerce ve ücretsiz.
Ailem hep yanımda. Annem, babam, abim yani. Ailenin genlerinde kelek atmak değil destek olmak yattığı için bu süreci çabuk atlattım.
Şimdilik bu kadar. Tuşlar bana biraz mesafeli anladığım kadarıyla. Belki de kırgınlardır onları bu kadar ihmal ettiğim için. Neyse bir daha ki sefere kırmızı karanfille çıkarım karşılarına. Barışırız. Çok birikmiş hissediyorum çünkü.


